İsrail’in 7 Ekim sonrası Gazze ve Batı Şeria’da sivillere yönelik soykırıma varan katliamlarını inceleyen raporda, aynı zamanda İsrail’in işgal ettiği topraklarda Yahudilere yönelik insan hakkı ihlalleri araştırıldı.

İsrail’in hastaneleri bombalamasına, sivil kadın çocuk ayırt etmeksizin binlerce insanın ölümüne sebebiyet vermesine dikkat çeken raporda katliamların tam ve net olarak “soykırım” olduğu belirtildi.

Batuhan A'dan çıkartılan cansız bedenin kimliği belli oldu Batuhan A'dan çıkartılan cansız bedenin kimliği belli oldu

Türkçe ve İngilizce yayınlanan raporda, BM Güvenlik Konseyinin 22 Kasım 1967 tarih ve 242 sayılı kararına göre, İsrail’in Filistin topraklarında işgalci konumunda olduğu vurgulandı.

Raporda, “İncelemelere başlangıç teşkil eden 7 Ekim 2023 tarihi ve bu tarihte gerçekleşen yarma operasyonu, sorunun başlangıcı olarak değil, İsrail işgaline karşı 1967’den beri süregelen direnişin bir aşaması olarak görülmektedir. Gerçekleşen operasyon da İsrail devletine karşı bir saldırı olarak değil, Filistinlilere yönelik sistematik saldırı ve hak ihlalleri sonucu ortaya çıkmış bir direniş olarak değerlendirilmektedir.” İfadesine yer verildi.

Medyada çıkan haberler, sosyal medya paylaşımları, resmî açıklamalar, tarihi belge ve kaynaklar incelenerek hazırlanmış ve içeriklerin teyitli olmasına özen gösterilmiş olan raporda, yanıltıcı olma ihtimali bulunan içeriklere ve teyit edilmeyen bilgilere yer verilmedi.

Raporda, okuyucunun hak ihlallerini daha iyi anlayabilmesi için 7 Ekim sonrası olayları anlatan bir tarih cetveli oluşturularak; hastane katliamı, sivil konvoyun vurularak onlarca insanın hayatını kaybetmesi ve fosfor bombalarının kullanılması gibi önemli olaylar tarihleriyle birlikte okuyucu ile paylaşıldı.

Raporun birinci bölümünde, tarihi arka plana yer verilirken İkinci Bölümde ise 2009-2023 yılları arasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddet incelendi. Bu bölümde 7 Ekim’de başlayan krizin aslında bu tarih itibariyle ortaya çıkmadığı; bir sürecin devamı olduğu ve geçmişte de İsrail’in birçok insan hakkı ihlali yaptığı gözler önüne serildi.

Üçüncü Bölümde, 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren yaşananlara yer verilirken uluslararası kamuoyunun tepkisizliği, İsrail zulmüne verilen açık destekler ve Filistin’e destek verenler için başlatılan “cadı avı” şeklindeki baskılar da ele alındı. Raporun son bölümünde ise İsrail’in insan hakkı ihlallerinin hukuki açıdan değerlendirilmesi yapıldı.

Uluslararası insan hakları koruma mekanizmaları felç oldu

Son soykırım sürecinin başladığı 2 aylık süreçte açıkça görüldüğü üzere, uluslararası hukuk ve kurumları ile insan hakları koruma mekanizmaları felç oldu ve bütün uluslararası kurumlar ve mekanizmalar daha güçlü bir şekilde sorgulanır hale geldi.

İsrail kurulduğu günden bugüne kadar da Filistinlilerin haklarını ihlal ederek topraklarını gasp etmeye devam etti ve bu ihlaller artış gösterdi.

Raporda, “7 Ekim sonrası vahşet, Filistin tarihinin hiçbir dönemiyle karşılaştırılamaz. Hukuksuzluk ve zulüm adeta zirve yapmıştır. Direniş gruplarının operasyonu karşısında çaresiz kalan İsrail, intikam hisleriyle Gazze’de açık hava hapishanesinde yaşayan sivillere yönelmiş ve bir cinnet hali içerisinde vahşet kusmaya başlamıştır.” ifadesi kullanıldı.

İsrail’in apartheid devlet olduğunu açıkça ortaya koyduğu vurgulanan raporda, İsrail’in kurulduğundan beri devam eden bir gasp etme ve hukuksuzluk süreci neticesinde Filistin topraklarını ve özellikle Gazze’yi adeta bir açık cezaevi konumuna getirdiği vurgulandı.

Raporda, “İsrail rejimi, küresel ve bölgesel barışın önündeki en büyük engellerden biridir ve adeta dünyaya kuralsızlığı ve şiddeti dayatmaktadır.” İfadesi kullanıldı.

İsrail’in Gazze’de işlediği cürüm uluslararası sözleşmelere göre açıkça insanlığa karşı suçtur.

İsrail soykırım suçu işledi

İsrail’in Gazze’ye saldırırken başvurduğu yolların uluslararası sözleşmelere göre açık bir savaş ve soykırım suçu olduğunu açıklayan raporda İsrail’in cinnet niteliği taşıyan pervasız siyasetine sessiz kalan, destek veren ve cezalandırılmasına engel olmayan bütün devletler ve uluslararası kuruluşların da bu suça ortak olduğu vurgulandı.

Raporda, insani yardım koridorlarının acilen açılması ve yardımların bölgeye ulaştırılması, asgari yaşam koşullarının derhal oluşturulması çağrısı yapılarak, ateşkese ve sonra da kalıcı çözüme zorlamak için Müslüman dünyanın, İsrail’i izole etmesi ve ambargoya tabi tutması gerektiğinin altı çizildi.

Filistin devletinin tanınması, İsrail’in uluslararası sözleşmelere uygun bir şekilde cezalandırılması gerektiği açıklandı.

Raporun tamamı için şu linki tıklayarak ulaşabilirsiniz :

https://drive.google.com/file/d/1RqVwuImI0bCGTbJzc3lUsIzD3PyL0E1P/view